
Avrupa Fetva Araştırmalır Kurumu'nca davetiyed kullanılan hafif battal ebrum.
2008 Kasım Çeşme - Altın Yunus'da Yara Bakım Kongresinde Ebru Gösterisi

2008 Bilgi Üniversitesi Kısa Dalga Gençlik Merkezi Sanat Atölyesi Çalışmasında.
http://www.flickr.com/photos/yozant/page2/ diğer fotoğraflar

Bilgi Üniversitesi tarafından düzenlenen Gep Genç Festivali
Deniz Yıldızı Sanat Atölyesi

2008 Yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği Su Medeniyeti Ebru Yarışması afişine ebrusu seçildi.
İşini sadece elleriyle yapan işçi,
Elleri ve beyniyle yapan zenaatkâr,
Elleri,beyni ve gönlüyle yapan ise sanatkârdır.
Anonim
Kalıcı Bağlantı
Yorum-Comment (yok)
Yorum yaz-Write Comment!
Bu yazıyı çok özel bir dostumun beni yüreklendirmesi sonucu blogumda paylaşmaya karar verdim.
Ülkeler , şehirler , evler hepsi ayrı birer alem yaşam içinde. Yeni bir yere gittiğimde hep arka sokaklar ilgili çekmiştir..Meydanlar , caddeler , müzeler bunlar göz önündedir ve bizlere görmek isteneni sunar ama neden ise bir şehri bana anlatan, etkileyen ve tanıtan hep arka sokakları olmuştur.
İnsanlar , evler , giyimler hareketler hep o yerleri anlatır yansıtır birer ayna gibi. Hele ki kapıların önüne bırakılıveren eski eşyalar.Bazen kırık bir masa , bir gece lambası , eski bir yastık ya da bir koltuk. Aslında o kadar çok şey gizlidir ki onlarda bir yaşam hatta birkaç nesil.Bizde hala babaannemin annesinden kalan küçük bir dolap ile koltuklar var vermeye bir türlü kıyamadığım ve hala oturmaya bile kıyamadığım türden, zaman zaman dokunup gözlerimi kapatıp yaşananları hayal ederim.
Beni en çok kapıya bırakılanlar etkiler.Neler yaşanmıştır o eşyalarda , koltuklarda , cumbalı evlerin önünde hayal ederim o zamanları ve insanları , bir anne çocuklarını beklerken soğuk bir kış gününde , çocuklar sevinçle çıtır çıtır yanan sobanın ateşinde o koltukların üstünde oynarken , ve o eski gece lambasında belki de ne sevda dolu dizeler yazılmıştır o ellerde o masalar üstünde şimdilerde iki dakikada yazıp çiziktirip elektronik postalarla gönderdiğimiz mektupların yerine zarfların içine nasıl da koyuvermişlerdir duygularını, kokularını, korkularını ve hasretlerini , kır bahçesinden koparttıkları küçücük çiçekleri.Ve onu bekleyen ne yürekler vardı kim bilir? Ya o koltuklar cumbaların önündeki , özlenileni bekleyenler , mis kokulu kahve sohbetleri , üzüntüler kavuşmalar.Şimdi hepsi gerilerde kaldı ve belki de birer birer eski eşyalar gibi kapıların önüne bırakıldı , ta ki biz yeniden sahip çıkana kadar.
Güzel bir rüyanın sabahına uyanmanız dileğiyle.
Kalıcı Bağlantı
Yorum-Comment (2)
Yorum yaz-Write Comment!